Gül Gün/EKMEK

23/11/2008

EKMEK

Sana bir  değil, onbinlerce yaram var

Göğsümdeki kafese sığmayacak kadar

 

Sana her gün yeniden doğan çocuğum var

Yeryüzünde doyacak ve ölecek  kadar

 

Fakat yetmiyor herkese ekmek

Birine az, birine çok vermek

Gel gör ki, yetmiyor emek

 

Afrikalı günler geçiriyoruz seninle

Ana sütünden mahrum bırakılmış çocuklar

Yine em çocuğum, sen hayatı emzir çocuğum

 

Ki yetsin herkese ekmek

Emektir çünkü sevmek

Gül Gün



Yanlis Saksida Cicek


Yaşamın tam ortasında. Köşelerden geldi, ama hiç dönmek istemedi köşeleri. O kadar sıkışıp kaldı ki orada, nefesi kesildi. Ortada durmak ise rahatlıktı, ama bir boşluğu vardı sanki…

Ortada, öylece sağı solu belirsiz bir yerde yağmur damlaları gözlerinden aşağıya akıyordu. Karı içiyor, çölü yiyordu bir çocuk. „Abla bir sigaran varmı?“ diye sorusu yüreğine saplanıyordu. Her hecesi bir okdu sanki: „Ab-la bi si ga ran var mı?“ Cebinden bir tütün paketi çıkardı ve titreyen elleriyle sigara kağıdının arasına sardı tütünü ve öperek kapattı kağıt uçlarını birbiriyle.

Eğildi yere çocuğun gözlerine bakarak. İçine umut koymak isterdim, ciğerlerine Çekesin, diye düşündü içinden ve sigarayı uzattı kestane gözlü çocuğa. Korna sesleri arasından koşarak gitti çiçek çocuk.

Yanlış saksıda yetişen çiçek , solan sararan göğüs yapraklarıyla bir malboro reklamı asılı duvarın önünden geçti. Çiçeğin peşinden gitti kadın ama çiçek gitmişti , kaybolmuştu korna sesleri arasından.

Kadın durdu afişin önünde ve bir not yazdi afişe: Çiçek solduran, yaprak sarartan Amerika!

Saksımızdan çiçeğimizi alıp sarartanlar vardı.

Yine kaldı ortada, elleri cebinde. Ve ellerinde kutusuyla gezen bir çiçek daha geldi yanına.

Neden hep solan sararan çiçek çocuklar ona gelir, diye sordu kendisine. Analığınımı görüyorlardı yoksa? „Boyayalımmı abla?“ Kadın kaldırdı ayağının birini, çiçek eğildi önüne ve boyamaya başladı.

Kadın hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı: „Çiçekler ayak altında, kurtaran yokmu?”

Boyacı çocuk anlamadı kadını: „Ne bağırıyorsun abla?“ dedi. İstedi ki, ayakkabıları değil, çocuğun yüreği parlasın.

Yürüdü küçük adımlarla ama kalp atışlarının hızıyla ilerledi. Nereye gideceği belliydi, nereden geldiğini ise unutmuştu, unutmak istiyordu. Ama nereye gitse kendini de götürecekti. Çiçek toplamaktı derdi.

Dağlarda kır çiçeklerinin ellerine silah veriyordu birileri, şehirde vazoda çiçekler soluyordu.

Bütün çiçekleri toplamak , su vermek istedi, ama gözyası yetmiyordu çiçekleri sulamaya.

Sonra akşam üstü yaşadığı o dört duvarın ortasına geldi. Işıklar sönmüştü. Karanlık bir odadaydı ve elektrikler kesilmişti. Işıkları söndürülmüştü. Şimdi çiçeği susuz ve ışıksız kalmıştı.

Karartıyorlar günlerimizi, solduruyorlar çiçeklerimizi. Kendi saksılarına alıyorlar, köklerinden kopararak


Dünyayi anlamak yetmez, onu degistirmek gerekir. 
                                                                                                          Karl Marx

                                                                               

Bir yılan yatıyor aramzda
Kuyruğu ne sana, ne bana değiyor
Orada öylece, sakın sessiz
Yoldaşmı, düşmanımıbilinmez

 Bir an kalkıyor kuyruğu,
 sanki değecekmiş gibi bize
Çıkarmış dilini gülümsüyor hatta
Sevgi ile bir dokunuşamı hasret yoksa

 Ey düşman bildiğimiz yılan
Sen de bizdenmisin yoksa
Sen gel yeter ki, seni de severiz biz
Yüreğimizin yolları kuyruğundan daha uzun.

Gül Gün





Korku Korkaktır!

Umutla Yürü şiirimizde umuda yürümekten bahsetmiştik. Onbinlerce çocuğun bizimle koştuğunu söylemiştik. Şimdi on bin değil, bir milyon çocuk bizimle yürüyeceğine olan inancımız  bir kez daha arttı. Korkunun üzerine doğru koşuyorlar.

Bu kez bağırıyorlar  seslerinin çıkabildiği kadar. Bas bas bağırıyorlar şimdi.  Korkuya gülüyorlar, çünkü bu bir kandirmaca. Bir aldatmaca bu. Korkulacak birşey yoktur.

Hiç kimse yaşadıklarından aldığı derslerle hava atmasın bu çocuklara.  Çünkü onlar yaşamın ta kendisi.  Katilmi korkaktır, yoksa kurbanmı? Konrad Lorenz der ki; işkence yapanlar, insanlarin gözlerine bakabilselerdi, vaz geçerlerdi.

Bir bakabilselerdi gözlerimize, bir dokunabilselerdi beynimize keşke….Ama korkuyorlar beynimizden, umudumuzdan korkuyorlar. Kendi yarattıkları korkudan korkuyorlar.

Kim esir şimdi? Kim özgür? Özgür olan bizleriz, çünkü biz varlıklara şahitlik yapiyoruz, aydınlığa selam veriyoruz. Karanlık odaya kapatmak isteyenler bizi, önce kendileri o odaya girip ışığı söndürmeliler.

Tanrı- İnsan kendi gücünün bir kez daha farkına vardı ve güldü. Korkuyu yaratan tanrı, güldü kendi kuluna. „Benim yarattığım benim sesimi kesiyormus.“ dedi.

Bizim adımız umut. Korkunun hem anası hem düsmanıyız biz. Yeryüzünün korkudan kurtuluşu bizim elimizde. Türkiye halkının  kurtulusu ancak umuda yürüyerek olur.

Bizler insanlik için, devrim icin varolan komünistleriz.  İnsanın hakkını korkuya yedirmeyen, ona bir çicek gibi bakanlardanız.

Karanlık bir odaya kapatmak isteseler de, nafile! Biz ışığımızı devrim ateşinden alırız.

Sesimiz sesinize haykırış olsun ve devrim önderleri, kahramanları yolumuza ışık tutsun.

Devrimci Gündem