Yanlis Saksida Cicek
Yaşamın tam ortasında. Köşelerden geldi, ama hiç dönmek istemedi köşeleri. O kadar sıkışıp kaldı ki orada, nefesi kesildi. Ortada durmak ise rahatlıktı, ama bir boşluğu vardı sanki…
Ortada, öylece sağı solu belirsiz bir yerde yağmur damlaları gözlerinden aşağıya akıyordu. Karı içiyor, çölü yiyordu bir çocuk. „Abla bir sigaran varmı?“ diye sorusu yüreğine saplanıyordu. Her hecesi bir okdu sanki: „Ab-la bi si ga ran var mı?“ Cebinden bir tütün paketi çıkardı ve titreyen elleriyle sigara kağıdının arasına sardı tütünü ve öperek kapattı kağıt uçlarını birbiriyle.
Eğildi yere çocuğun gözlerine bakarak. İçine umut koymak isterdim, ciğerlerine Çekesin, diye düşündü içinden ve sigarayı uzattı kestane gözlü çocuğa. Korna sesleri arasından koşarak gitti çiçek çocuk.
Yanlış saksıda yetişen çiçek , solan sararan göğüs yapraklarıyla bir malboro reklamı asılı duvarın önünden geçti. Çiçeğin peşinden gitti kadın ama çiçek gitmişti , kaybolmuştu korna sesleri arasından.
Kadın durdu afişin önünde ve bir not yazdi afişe: Çiçek solduran, yaprak sarartan Amerika!
Saksımızdan çiçeğimizi alıp sarartanlar vardı.
Yine kaldı ortada, elleri cebinde. Ve ellerinde kutusuyla gezen bir çiçek daha geldi yanına.
Neden hep solan sararan çiçek çocuklar ona gelir, diye sordu kendisine. Analığınımı görüyorlardı yoksa? „Boyayalımmı abla?“ Kadın kaldırdı ayağının birini, çiçek eğildi önüne ve boyamaya başladı.
Kadın hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı: „Çiçekler ayak altında, kurtaran yokmu?”
Boyacı çocuk anlamadı kadını: „Ne bağırıyorsun abla?“ dedi. İstedi ki, ayakkabıları değil, çocuğun yüreği parlasın.
Yürüdü küçük adımlarla ama kalp atışlarının hızıyla ilerledi. Nereye gideceği belliydi, nereden geldiğini ise unutmuştu, unutmak istiyordu. Ama nereye gitse kendini de götürecekti. Çiçek toplamaktı derdi.
Dağlarda kır çiçeklerinin ellerine silah veriyordu birileri, şehirde vazoda çiçekler soluyordu.
Bütün çiçekleri toplamak , su vermek istedi, ama gözyası yetmiyordu çiçekleri sulamaya.
Sonra akşam üstü yaşadığı o dört duvarın ortasına geldi. Işıklar sönmüştü. Karanlık bir odadaydı ve elektrikler kesilmişti. Işıkları söndürülmüştü. Şimdi çiçeği susuz ve ışıksız kalmıştı.
Karartıyorlar günlerimizi, solduruyorlar çiçeklerimizi. Kendi saksılarına alıyorlar, köklerinden kopararak