Halim  KAR

 

Dayısı  Hüseyin,benim yakın arkadaşım olur,ailesini de  tanırdım ayrıca.Yoksullardı. O,  her sabah saat 5 civarında kalkar,Simit fırınının önünde simit almak için sıra beklerdi. Sonra
simit tablasını doldurduğu gibi ver allah,bu istasyon senin, bu garaj benim simit satmak için  fıldır fıldır dolaşırdı. ‘On‘ yaşında bir çocuktu o zamanlar.

En fazla ‚İki buçuk saat‘ vakti vardı Simitleri bitirmek için,sonra Okulu başlardı. Bazen gece vardiyam olurdu,sabah gelirdim işten. Tam kafamı yastığa koyarken, O’nun sesi ile bütün uykum kaçardı.

-Simit var,taze , gevrek !!!

Hırsla pencereye çıkar kızardım; ‘Ulan oğlum,bu sokakta bağırma,defol git başka yerde sat..

-‘Ama Turan abi simit….?

Hiddetimi görünce,boynunu eğer, sessizce uzaklaşırdı. Sonra yazlık Sinemalarda  gece Gazoz satmaya başladı bir ara. Soranlara; ’Okul harçlığımı çıkarmak için’ derdi ama, hepimiz de biliyorduk ki; O,kendi evine bakıyordu bu kazandıklarıyla. Kör- topal geçiniyorlardı bu yolla. Babası dermanısz bir hastalığın pençesine düşmüş,  yatalak olmuş, evin bütün yükü, O'na kalmıştı.

Bir gün Okulda, yoksul öğrencilere ‘Ayakkabı’ dağıtacaklarmış. Öğretmenler, kendi sınıfındaki fakir öğrencileri bütün sınıfın önünde, isim okuyarak kapıya çağırmış, ‘Ayakkabı vereceğiz’ diye. İlk önce de O’nun ismini okumuş hocası. Çünkü annesi, zaten sınıf öğretmeninin evine temizliğe gittiğinden,o’nların  yoksul olduğunu biliyormuş.

Kıpkırmızı olmuş yüzü,yerin dibine girmiş,utanmış. Gitmek istememiş ama  götürmüşler o’nu. Öğretmenler Odasında toplamışlar hepsini. O’nunla beraber gelen çocuklar, ‘hadi herkes, kendi ayağına uyan ayakkabıyı alsın’ komutuyla, hurra ayakkabıları kapışmışlar. O,çekine sıkıla elini hiç numarasına bakmadan bir ayakkabıya uzattığında, bir öğrenci çığlığı koparıp; 'Hani bana kalmadı, benim babam bile yok’ diye bağırınca,ortalığı cin çarpmış gibi bir sessizlik kaplamış.

Öğretmenler şaşkınlıkla birbirlerinin suratına bakarken, O,bağıran çocuğa doğru ilerlemiş ve elinde ki ayakkabıyı çocuğa doğru uzatarak; ‘bunu sen al,ben istemem,  benim babam  var’  diyip  o’na şaşırmış gözlerle bakan ama elini uzatmayan çocuğun  hemen önüne kunduraları bırakmış ve kapıya doğru uzanırken,öğretmenin sesi ile olduğu yere çakılıp kalmış.

-O ayakkabıları sen alacaksın Yusuf ! diyormuş öğretmeni.

Ne cevap vermiş,ne de bir adım atmış. Ama Ayakkabılara elini bile sürmemiş. Bana dediler ki,öğretmeni bu sözleri ederken,gördüğü  sahne karşısında ,hüngür hüngür ağlıyormuş…

12 eylül’ün zır zır günleriydi. O’nu unutalı yıllar olmuştu. Uzun yıllar önce aniden ortalıktan kaybolmuştu.Artık,koskocaman adam sayılırdı. Ailesi bile nerede olduğunu bilmiyordu. Daha bir perişan olmuşlardı.Konu, komşu desteğiyle ayakta duruyorlardı.

Birgün kahvede oturmuş kahvemi yudumlayıp,gazetelere  bakıyordum. Öyle dalmışım ki, gazetede ki   bir fotoğrafa,yanıma birinin yaklaştığını bile fark etmedim.Aniden bir parmak gazetede ki fotoğrafın üstüne bastı. Kafamı kaldırıp kim bu saygısızlığı yapan ?,diye başımı çevirdiğimde, gördüğüm insan, Hüseyin, yani bizim Yusuf’un Dayısıydı.

-‘Tanıdın mı bunu dedi ? Sesi, karıncalı,hüzünlüydü.

Parmağını bastığı fotoğrafa dikkatlice bir daha baktım ürpererek; yerde kanlar içinde yatan,bir bacağı sanki ikiye katlanmış gibi duran bir cesed vardı. Az ötesinde, ‘yerde yatan teröristin silahı’ denilen bir Kalaşnikof  duruyordu. Hiç bir anlam veremedim.

Neden bu fotoğrafa bakmamı istemişti Hüseyin ?  Gözlerimi sorgu dolu bakışlarla Hüseyin’ e çevirdim.

-Ne  oldu Hüseyin,  neyin var, bu da ne  demek oluyor, bu  fotoğraftaki  de  kim ?  Bu ne kabalık ?‘  ,dedim.

-‘Bu, O işte!’ dedi.

-Tekrar baktım fotoğrafa, kekeleme sırası bana gelmişti ; Yusuf mu ? diye ancak mırıldana bildim.

Cevap vermedi,ağlıyordu...

Bir daha  bizim mahalleden  geçen Simitçi çocuklara hiç karışmadım ve ,ne zaman Yusufçuk kuşları ; 'Yusuf çık,biz korktuk' diye seranata başlasa,ben hep O'nu hatırladım.

 

Derken,zamanla garip duygular fırtınasına kapılır oldum,  Simitçi çocukları her gördüğümde. Sanki,Simitçi çocuklar , Simit değil, yoksulluğunu da ,'Simit var abi' diyerek, pazarlıyor,  haykırıyor, sanki bir isyan çağrısı yapıyorlardı.

Ve bu sesler ne zaman kulağıma çığlık çığlığa dolacak  olsa,bir  huzursuzluk çöker oldu yüreğime, artık  hiç yatamadım...


Ç O C U K

Umudun yeşili
Güneşin sarısı sende
Ateş kızılısın sen çocuk
Süt aklığı
Bal tatlısı
Gül allığısın sen çocuk
Büyüdün
Göz yaşı
Yürek sızısın sen çocuk
Ana rahminden geldin elimize
Zindanın hücre kuşusun sen çocuk
Kuş gibi uçamadın ama
Salıncağın dar ağacı oldu
Salladın bizide çocuk...


Gül Gün

1999 yılında tutuklandı.2001 yılında ‘anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek‘ (Hayır Cuntalar gibi Darbe yapmamıştı) gerekçesiyle ‘DGM‘ tarafından (o zamanlar DGM vardı) ÖMÜR BOYU hapis cezasına çarptırıldı. ODAK dergisi genel yayın müdürüydü. Yani dergiyle devleti yıkacak diye düşündüler,hem de silahlı bir şekilde (?)

 


Uzun zamandır,Sincan ‘F‘ tipi hapishanesi denilen Tabutlukta bir hücrede kalıyor.41 yaşında.İki çocuk babası. 9 yıldır kan
ser,17 kez ameliyat geçirdi ve kanamaları sürekli hale geldi sonunda.

 


Artık çok geç olsa da,sürekli doktor gözetiminde bulunması gerekiyor ama…
Baktı ki ölecek,bir kitap yazdı vasiyet eder gibi.O, ölümü bekliyor şimdi. Gururla ve dimdik ayakta.

 


EROL ZAVARI’DA ÖLDÜRÜN BEYLER !

Hemen şimdi öldürün ! Sizin alışkanlıklarınız kimseyi aldatmaz !. Bu toplumun ‘özürlü‘ merhamet duyguları var zaten, önüne sürdüğünüz demokrasi(!) lapasıyla yaşadı bu günlere kadar. O yüzden Erol ZAVAR’ı öldürün !

 


Bu boş hayalleri,‘bu silahların gölgesindeki demokrasicilik oyununuza‘ Erol ZAVAR’ı da katlederek şu ‘kırıntılarıda‘ yine ve her zaman yaptığınız gibi kendi ellerinizle YOK EDEREK bir son verin. Erol ZAVAR’ı öldürün !

 


Nasıl ki Amerikanın yerli Kızılderilileri,‘adam öldürmeyi‘ ve ‚‘kafa derisi yüzmeyi‘ Avrupalı emperyalistlerden öğrenip,aynısının tıpkısını O’nlara el mecbur uyguladılarsa sonunda? Sizlerde bu vicdanı kurumuş topluma, bu cinayatlerinizle SİZİ NASIL ÖLDÜRECEKLERİNİ ÖĞRETİN bu yolla!

 


Ya bu halklar kendi adaletini zor ve zordeşti ile kuracak yada bu devran sizin gibi leş kargalarının elinde kanla kutsanacak,döktüğünüz kanlarla bu halklar her gün yıkanacak ...

 


Sen çok yaşa Erol ZAVAR ! Sen yalnız değilsin !!

 


Erol ZAVAR’a ÖZGÜRLÜK !!!

 


Not;bu yazımızla,' Kemal Doğan' arkadaşın 'Erol Zavar'a Özgürlük' çağrı ve kampanyalarına katılmış olup,O'nlarında yanında olduğumuzu belirtiyoruz.