TEMEL DEMİRER
“Ars longa, vita brevis.”[1]
Metin And, O bir büyücü, sihirbaz, çağdaş bir Şaman... Hayır hayır, O bir bilim insanı... Tarihçi, halkbilimci, araştırmacı, eleştirmen, yazar, dramaturg, hoca, kütüphane kurdu, arşivci, belgeci...Tiyatro, dans, bale, müzik, opera, resim, minyatür sanatı, folklor uzmanı... Bütün bu alanları birbirinden ayrı ayrı değil, birbirinden soyutlayarak hiç değil, tümünü bir bütünlük içinde, birbirleriyle ilişkilendirerek ele alırdı... Herkesten önce kültürler arası köprüler kurardı…
Ve nihayet “Sır vermezdi Metin And, ama seyircilere vermezdi. Meraklı çocuklara yardımcı olurdu.”[2]
Sonra da “Ödül almayı umursamazdı”!
* * * * *
Ayşe Emel Mesci için O, “Düş zamanı gezgini”ydi!
Adnan Binyazar da, “Metin And” der ve eklerdi:
Anadolu kök kültürünün arşiv gezegeniydi.
Küf tuttuğu sanılan belgelerin kazıbilimcisi idi.
Kuş uçmaz kervan geçmez toprakların kültür eleyicisiydi.
Köy seyirlik oyunlarının iz sürücüsüydü.
Etnik ve dinsel bağnazlığın egemen olduğu bir kültür ortamında Yunan bağbozumu-şarap-sarhoşluk tanrısı Dionysos’la Türk köylüsünü aynı şıra fıçısında demlendirmek ne demektir?
Evrensel dostluğun kültür elçisiydi...
Bügünlerin, gölge oyunlarının, Türk tiyatrosu tarihinin ve Kerbela’dan başlayıp Anadolu içlerinde deyişlerle söylenceleşen törelerin temel taşı koyucusuydu. ‘Oyuncu insan’dan kendini yarattığı kültürle var eden ‘düşünen insan’a ulanan bir kültür tarihinin, Anadolu etnik ve dinsel ritüellerinin gerçek yorumcusu idi.
Anadolu kültür varlıklarının gün yüzüne çıkmasının yol açıcısıydı...”
Enis Batur’un ifadesiyle, bir arkeolog gibi çalıştı O; Dionisos ve Arlecchino’nun sırdaşı, Karagöz ve Hacivat’ın dostu, Meddah ve Kavuklu’nun yoldaşıydı…
Hasılı And, Anadolu yollarında Hitit ve Sümer’e uzanırken, Avrupa sahnelerinde Doğu’nun, Osmanlı’da Batı’nın izlerini sürer. Kerbela’da İmam Hüseyin’i anarken Antik Yunan korosuyla buluşur. Avuç içi büyüklüğünde bir minyatürde tüm İslâm mitolojisini özetleyebilir; kocaman yüreğine bir değil, yüzlerce, binlerce dünya sığdırabilir... Ve bütün o dünyaları bizlerle paylaşır.Büyücü, sihirbaz, çağdaş bir Şaman...
Bir ayağı Anadolu’da, öteki ayağı Çin, Japonya, Endonezya’da...
Kollarını kocaman açtı mı, aynı anda hem Dionisos’u, hem Kathakali’yi kucaklayabilir.
Karagöz ve Hacivat’ın dostu olduğu gibi, Arlecchino ve Scaramouch’un sırdaşı, Meddah’ın ve Kavuklu’nun yoldaşı olabilir.
Coğrafyada sınır tanımaz. Hele tarihte hiç tanımaz.
Anadolu’nun tozlu yollarında, Hitit ve Sümer’e uzanırken; Osmanlı saraylarının tozunu, Avrupa sahnelerinde alır. Kerbela’da İmam Hüseyin’i anarken, Antik Yunan korosuyla buluşur.
Roma’dan Bizans’a uzattığı telde cambazlara taklalar attırır; Türkiye’de İtalyan sahnelerinin, İtalyan sahnelerinde Türkiye’nin sesini duyurur; Batı politikasında Doğu’nun gücünü yakalar, Doğu’da Batı’nın etkisini kovalar.
Haberi, köy çocuklarından alır. Çocuk oyunlarının gizini, yetişkinlerin yaratıcılığına katar.
Avuç içi büyüklüğünde bir minyatürde tüm İslâm mitolojisini özetleyebilir; kocaman yüreğine bir değil, yüzlerce, binlerce dünya sığdırabilir... Ve bütün o dünyaları bizlerle paylaşırdı...
* * * * *
30 Eylül 2008 gecesi Ankara’da yaşamını yitiren Metin And, 17 Haziran 1927’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1946), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1950) bitirdi.
İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Ferdi von Statzer’in öğrencisi oldu. Londra’da yüksek lisans yaptı, daha sonra New York’ta opera ve tiyatro eğitimi gördü.
Yazı yaşamına edebiyat, opera ve bale eleştirmenliğiyle başladı. Forum dergisini ve yayınlarını yönetti. Ulus gazetesinde 15 yıl boyunca tiyatro eleştirileri yazdı.
AÜ-DTCF Tiyatro Bölümü’nde otuz yılı aşkın süre ders verdi. 1994’te emekli olduktan sonra Boğaziçi ve Bilkent üniversitelerinde “kültür tarihi dersleri okuttu. Amerika, Almanya ve Japonya’da konuk öğretim üyesi olarak ders verdi.
Geleneksel Türk tiyatrosunun kökenleri, etkileşimleri ve kültürel boyutları üzerinde uzmanlaştı. Batı etkisiyle gelişen Türk tiyatrosunun dönemlerini belgelere dayalı bir yöntemle araştırdı. Karşılaştırmalı tiyatro araştırmalarının öncülerinden biri oldu.
Bazıları yabancı dillerde olmak üzere 50 kadar kitap, 1500 kadar bilimsel inceleme, tanıtma-eleştiri yazısı ve ansiklopedi maddesi kaleme aldı.[3]
Hiç bilinmeyen tarihleri ince ince araştırıp, bulduğu her şeyi arşivine katardı And…
Hasılı 81 yıla insanüstü bir üretkenlikle oluşturduğu çok sayıda yapıtını sığdırmış, çok yönlü bir bilim ve sanat insanıydı…
Peki yayınları onu zengin bir adam yapmış mı: “Kitaplarımın yarısından telif ücreti almadım…” diyordu…
Özetin özeti, çok yönlü kişiliği, her birinde derinlere giden geniş bir birikim oluşturduğu ilgi alanlarıyla “ilginç” bir entelektüeldi Metin And. Ama o daha fazlasını yapmış ve araştırmalarını, oluşturduğu birikimi çok sayıda kitaba dönüştürerek “paylaşmıştı”. Bir röportajında “Kendim için çalışıyorum. Araştırırken bir çok güzellikle karşılaşıyorum. Birileri yararlanırsa ne iyi” diyordu…
Paranın egemenliğindeki bir dünyada paraya ve unvana aldırmadan yaşamak, yaratmak: Onun yaptığı tam da buydu!
* * * * *
Ve Onun hakkında dediklerimizi, denilenleri de aktararak noktalarsak:
Ayşegül Yüksel’in, “And, gösteri sanatlarının her cephesine odaklanmış, bu yola tüm varlığını adamış bir bilgin olması yanında, bir ‘yaşam zengini’ydi. Elliyi aşkın cilt kitabın, binlerce makalenin yazarı, dünyadan elini ayağını çekerek kendini araştırmalarına vermiş bir ‘bilim adamı’nda görülebilecek ‘gri’ tonlardan alabildiğine uzak durmuş, ‘renkli’ kişiliğini koruyabilmişti…”
Adnan Binyazar’ın, “O, Anadolu’nun kök kültürünü araştıran bir bilim adamıydı. Yunan bağbozumu-şarap-sarhoşluk tanrısı Dionysos ile Türk köylüsü arasında bağlantı kurarak Anadolu kültür varlığının temeline inmiştir. Kerbela’dan başlayıp Anadolu içlerinde deyişlerle söylenceleşen dilsel zenginliğin kültürel kökeninin araştırıcısı da o oldu...”
Vecdi Sayar’ın, “And, 81 yıl boyunca durmaksızın araştırdı, onlarca kitap, binlerce makale yazdı. Çağdaş kültür-sanat dünyasına dair bilgisini, bilinmeyenle buluşturmak, kültürümüzün kökenlerine inmek için çabaladı durdu. Seyirlik oyunlardan saray şenliklerine ilişkin ne biliyorsak onun sayesindedir. Karagöz’den minyatüre geleneksel kültürümüzün tüm öğelerini araştırdı…”
Zeynep Oral’ın, “Kendi kültürümüzü hem bize hem dünyaya tanıtan... Geçmişten damıttıklarını geleceğin hizmetine veren... Yalnız tiyatroyu değil tarihi, coğrafyayı, sosyolojiyi, sanat tarihini, toplumsal tarihi, mimariyi, dansı, müziği, folkloru çok yönlü ve bütünsellik içinde değerlendiren... Gelenekle çağdaşlığı, evrenselle yerel olanın derinliğini bir arada kucaklayabilen ve senteze ulaştıran... Bir büyücü, bir sihirbaz...”
Dikmen Gürün’ün, “Prof. Dr. And, yıllarını Türk tiyatrosu üzerine yaptığı araştırmalara vermiş, değerli bir akademisyendi. Bu araştırmalar, Anadolu medeniyetlerinden günümüze uzanan geniş bir alanı kapsıyordu. Tiyatromuzda zengin bir birikimin oluşmasında önemli rol oynayan isimlerden biridir…” diye betimledikleri O, bir merakın; tutkusunun peşinden sürüklenmişti tüm yaşamı boyunca…
Yani ve özetin özeti, Serhan Ada’nın da ifade ettiği üzere, “Metin And, ne olmuşsa olmuş yalın-yalnız, merak-yazı adam olmuştu...”
17 Ekim 2008 14:38:10, Ankara.
N O T L A R
[*] Esmer, No:46, Aralık 2008…
[1] “Sanat uzun, hayat kısa.” (Latin Atasözü.)
[2] Rıza Sönmez, “Sır Saklayabilir misiniz?”, Radikal İki, 12 Ekim 2008, s.7.
[3] Başlıca yapıtları: Gönlü Yüce Türk, Yüzyıllar Boyunca Bale Eserlerinde Türkler (1958), Kırk Gün-Kırk Gece, Eski Donanma ve Şenliklerde Seyirlik Oyunlar (1959), Dionisos ve Anadolu Köylüsü (1962), Bizans Tiyatrosu (1962), Türk Köylü Oyunları (1964), Geleneksel Türk Tiyatrosu, Kukla-Karagöz-Ortaoyunu (1969), Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu (1908-1923) (1971), Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu (1839-1908) (1972), Oyun ve Bügü, Türk Kültüründe Oyun Kavramı (1974), “Osmanlı Tiyatrosu Kuruluşu-Gelişimi-Katkısı (1976).

0 yorum yazılmıştır